Ölünün Arkasından Ağlamak Caiz midir?

Nevha ne demektir? Ölünün arkasından ağlamak caiz midir? Ölünün arkasından ağlamak ile ilgili hadisler.
Nevha (çığlık atmak, feryad ü figan etmek, “ah şöyle idi, vah böyle idi” diye yaygara koparıp şamata çıkarmak demektir ve) haramdır. Ölüye ağlamaktan nehiy konusunda “Aile efradının ağlaması sebebiyle ölü azaba tabi tutulur” anlamında hadisler bulunmakla beraber bunlar, kendisine ağlanmasını vasiyet eden kişi için geçerlidir. Binaenaleyh yasak, sadece bağırıp çağırarak ağlamakla ilgilidir.
ÖLÜNÜN ARKASINDAN AĞLAMAK CAİZ MİDİR?
Bağırıp çağırmaksızın ağlamanın caiz olduğunu gösteren birçok hadis bulunmaktadır. Aşağıdaki üç hadis bunlardandır:
İbni Ömer radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, yanında Abdurrahman İbni Avf, Sad İbni Ebu Vakkas ve Abdullah İbni Mesut Allah onlardan razı olsun bulunduğu halde Sad İbni Ubade’yi ziyaret etti. Durumunu görünce Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ağladı. Onun ağladığını gören sahabıler de ağlamaya başladılar. Bunun üzerine Hz. Peygamber:
- “Bilmez misiniz, gerçekten Allah, gözyaşı ve kalbin elemi sebebiyle kişiye azap etmez. Fakat -dilini işaret ederek- bunun yüzünden azap eder veya bağışlar” buyurdu. (Buharı, Cenaiz 44, Talak 24; Müslim, Cenaiz 12)
***
Üsame İbni Zeyd radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e, ölmek üzere olan kızının oğlunu verdikleri zaman, Peygamber’in gözleri doldu. Bunun üzerine Sad İbni Ubade:
- Ey Allahın Resulü! Bu ne haldir? dedi. Hz. Peygamber de:
- “Bu, Allah’ın, kullarının kalbine koyduğu acıma duygusu, rahmettir. Allah, acımasını bilen kullarına merhamet eder” buyurdu. (Buharı, Cenaiz 33, Müslim, Cenaiz, 9,11. Ayrıca bk. Buharı, Eyman 9, Merda 9, Tevhıd 25; Ebu Davud, Cenaiz 24, Edeb 58; Nesaı, Cenaiz 22; İbni Mace, Cenaiz 53)
***
Enes radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, ruhunu teslim etmek üzere olan oğlu İbrahim’in yanına girince gözlerinden yaşlar boşanmaya başladı. Bunun üzerine Abdurrahman İbni Avf:
- “Ey Allah’ın Resulü! Siz de mi ağlıyorsunuz?” diye sordu. Hz. Peygamber ona:
- “Ey İbni Avf! Bu gördüğün gözyaşları rahmet ve şefkat eseridir” cevabını verdi. Sonra şunları ilave etti:
-“Göz yaşarır, kalp hüzünlenir. Biz ancak Rabbimiz’in razı olacağı sözleri söyleriz. Ey İbrahim! Seni kaybetmekten dolayı gerçekten üzgünüz.” (Buharı, Cenaiz 43; Müslim, Fedail 62. Ayrıca bk. İbni Mace, Cenaiz 53)
Hadislerden Öğrendiklerimiz
Müellif Nevevı, bu bab başlığı altında, farklı bir uygulama yaparak hadislerden önce konu ile igili kısa bir açıklamada bulunmuştur. Oldukça geniş bir konu olan ölüye ağlama bahsi hakkında kısaca bilgi vermiş, ölüye ağlama yasağının mutlak olmadığını, çığlık atarak, yaka-paça yırtarak, yüksek sesle ah-vah ederek ağlamaya yönelik olduğunu belirtmiş ve buna dair üç hadisi örnek olarak zikretmiştir.
Açıkça görüldüğü gibi, hadislerin üçü de bizzat Hz. Peygamber’in ağlamasıyla ilgilidir. Birinci hadiste Hz. Peygamber, büyük bir ihtimalle hicretin ilk yıllarında, hasta olduğu için bir grup sahabı ile birlikte ziyaretine gittiği Medineli büyük sahabı Sa’d İbni Ubade’nin halini görünce ağlamıştır. İkinci hadiste vefat etmek üzere olan torununu kucağına alınca ağlamış; üçüncü hadiste de oğlu İbrahim’in vefatı üzerine gözyaşlarını tutamamıştır.
Birinci hadiste, tasada ve kıvançta kendisini takip eden sahabılerin kendisine bakarak ağladıklarını görünce, onlara durumu açıklamış ve
“Bilir misiniz, gerçekten Allah, gözyaşı ve kalbin elemi sebebiyle kişiye azap etmez. Fakat - dilini işaret ederek- bunun yüzünden azap eder veya bağışlar” buyurmuştur. Efendimiz bu sözleriyle, asıl dikkat edilmesi gerekli olan konunun, kalbin hüzünlenmesi, gözlerin nemlenmesi ya da doluvermesi değil, ağızdan çıkacak sözler olduğunu ortaya koymuştur. Hakikaten, ölüm gibi felaketler karşısında birçok kimsenin, ağzından çıkanı kulağının duymadığı görülegelmektedir. O anda söylediği sözlerin, üzüntüsünü ifade etmekten öte pek tehlikeli noktalara uzandığını, hatta imana dokunan manalar taşıdığını kestiremeyen insanlar pek çoktur. İşte Hz. Peygamber, sevinirken de üzülürken de kendisini takip etmeyi hayat tarzı olarak seçmiş ve benimsemiş olan yakın dostlarına, ağızdan çıkacak sözler dolayısıyla azap da rahmet de görülebileceği gerçeğini hatırlatmaktadır.
Eğitim ve öğretimde, telkin ve irşatta en uygun zamanı kollama, yeri geldiğinde gerekli bilgilendirmeyi yapma bakımından dikkat çekici olan hadisimiz, özellikle felaket hallerinde dile sahip çıkma konusunda fevkalade önem arzetmektedir. Bir felaketi, daha başka felaketlere sebep kılmamak, ancak dile hakim olmakla mümkündür.
İkinci hadiste Hz. Peygamber’in, ölüm halindeki torununu kucağına aldığı zaman gözyaşlarını tutamadığını görüyoruz. Sad İbni Ubade Hz. Peygamber’e, “bizlere sabırlı olmayı, ağlamamayı tavsiye ettiğiniz halde şimdi siz mi ağlıyorsunuz?” diye soruyor. Bunu sorarken o, sessiz sedasız ağlamakla, bağırıp çağırarak ağlamanın farkını herhalde bilmiyordu. Bunun üzerine Hz. Peygamber, “Allah’ın, kullarının kalbine koyduğu bu acıma duygusu, rahmettir. Allah, acımasını bilen kullarına merhamet eder” buyurmak suretiyle ölüye ağlamanın tabiı olduğunu, bağıra-çağıra yaka-paça yırtarak ağlamanın doğru olmadığını anlatmış, ayrıca ağlamanın mutlak bir zaaf işareti değil, merhamet alameti olduğunu belirtmiştir.
Üçüncü hadisten, henüz bir buçuk yaşında iken vefat eden oğlu İbrahim’in ölümü üzerine Hz. Peygamber’in gözlerinin yaşla dolduğunu öğreniyoruz. Bu defa da Abdurrahman İbni Avf, hayrete düşüyor ve “Ey Allahın Resulü! Siz de mi ağlıyorsunuz?” diye soruyor. Efendimiz ona da hemen hemen aynı cevabı veriyor ve “Bu hal şefkat eseridir. Göz yaşarır, kalp hüzünlenir” buyuruyor. Sonra da “Biz ancak Rabbimiz’in razı olacağı sözleri söyleriz” buyurmak suretiyle, ağlarken kadere rızasızlık anlamına gelecek her hangi bir söz söylememeye dikkat etmek gerektiğini bildiriyor. En sonunda da oğluna hitaben “Ey İbrahim! Seni kaybetmekten biz gerçekten üzgünüz” buyurmak suretiyle hislerini ifade ediyor.
Dinimiz, felaket ve musibetler karşısında hiç etkilenmemiş gibi davranılmasını asla istememektedir. Bu gayri tabiılik olur. İnsan yapısının tabiı sonucu olan üzüntü, keder, gözyaşı gibi tepkileri ya da belirtileri normal karşılamakta, hatta bunları şefkat ve merhamet duygularının tezahürü olarak kabul etmektedir. Ancak her konuda olduğu gibi burada da itidal dışına taşılmasını, çığlık atarak, yaka-paça yırtarak, daha doğrusu biraz da gösterişe ve desinlere kaçarak ağlanmasını tasvip ve tecviz etmemektedir. Zira böyle bir tavır ölü için değil, çevredeki diriler için ağlamak olur.
Böylesi gösteri niteliği taşıyan tavır ve davranışlardan Müslümanların uzak kalması, sevinirken de üzülürken de kalbine, diline ve davranışlarına sahip ve hakim olması gerekir.
Hadislerden Çıkarılacak Dersler
Niyaha yani bağıra-çağıra ağlamak, ağıt yakmak haramdır.
Sessizce dökülecek gözyaşı, kalpteki şefkat ve merhametin göstergesidir.
Peygamber hüznü ve elemi ile de ümmetine örnektir.
Ölen kimsenin ardından gözyaşı dökmekte hiç bir sakınca yoktur.
Kaynak: Riyazüs Salihin, Erkam Yayınları
İslam ve İhsan

Nevha ne demektir? Ölünün arkasından ağlamak caiz midir? Ölünün arkasından ağlamak ile ilgili hadisler.
Nevha (çığlık atmak, feryad ü figan etmek, “ah şöyle idi, vah böyle idi” diye yaygara koparıp şamata çıkarmak demektir ve) haramdır. Ölüye ağlamaktan nehiy konusunda “Aile efradının ağlaması sebebiyle ölü azaba tabi tutulur” anlamında hadisler bulunmakla beraber bunlar, kendisine ağlanmasını vasiyet eden kişi için geçerlidir. Binaenaleyh yasak, sadece bağırıp çağırarak ağlamakla ilgilidir.
ÖLÜNÜN ARKASINDAN AĞLAMAK CAİZ MİDİR?
Bağırıp çağırmaksızın ağlamanın caiz olduğunu gösteren birçok hadis bulunmaktadır. Aşağıdaki üç hadis bunlardandır:
İbni Ömer radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, yanında Abdurrahman İbni Avf, Sad İbni Ebu Vakkas ve Abdullah İbni Mesut Allah onlardan razı olsun bulunduğu halde Sad İbni Ubade’yi ziyaret etti. Durumunu görünce Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ağladı. Onun ağladığını gören sahabıler de ağlamaya başladılar. Bunun üzerine Hz. Peygamber:
- “Bilmez misiniz, gerçekten Allah, gözyaşı ve kalbin elemi sebebiyle kişiye azap etmez. Fakat -dilini işaret ederek- bunun yüzünden azap eder veya bağışlar” buyurdu. (Buharı, Cenaiz 44, Talak 24; Müslim, Cenaiz 12)
***
Üsame İbni Zeyd radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e, ölmek üzere olan kızının oğlunu verdikleri zaman, Peygamber’in gözleri doldu. Bunun üzerine Sad İbni Ubade:
- Ey Allahın Resulü! Bu ne haldir? dedi. Hz. Peygamber de:
- “Bu, Allah’ın, kullarının kalbine koyduğu acıma duygusu, rahmettir. Allah, acımasını bilen kullarına merhamet eder” buyurdu. (Buharı, Cenaiz 33, Müslim, Cenaiz, 9,11. Ayrıca bk. Buharı, Eyman 9, Merda 9, Tevhıd 25; Ebu Davud, Cenaiz 24, Edeb 58; Nesaı, Cenaiz 22; İbni Mace, Cenaiz 53)
***
Enes radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, ruhunu teslim etmek üzere olan oğlu İbrahim’in yanına girince gözlerinden yaşlar boşanmaya başladı. Bunun üzerine Abdurrahman İbni Avf:
- “Ey Allah’ın Resulü! Siz de mi ağlıyorsunuz?” diye sordu. Hz. Peygamber ona:
- “Ey İbni Avf! Bu gördüğün gözyaşları rahmet ve şefkat eseridir” cevabını verdi. Sonra şunları ilave etti:
-“Göz yaşarır, kalp hüzünlenir. Biz ancak Rabbimiz’in razı olacağı sözleri söyleriz. Ey İbrahim! Seni kaybetmekten dolayı gerçekten üzgünüz.” (Buharı, Cenaiz 43; Müslim, Fedail 62. Ayrıca bk. İbni Mace, Cenaiz 53)
Hadislerden Öğrendiklerimiz
Müellif Nevevı, bu bab başlığı altında, farklı bir uygulama yaparak hadislerden önce konu ile igili kısa bir açıklamada bulunmuştur. Oldukça geniş bir konu olan ölüye ağlama bahsi hakkında kısaca bilgi vermiş, ölüye ağlama yasağının mutlak olmadığını, çığlık atarak, yaka-paça yırtarak, yüksek sesle ah-vah ederek ağlamaya yönelik olduğunu belirtmiş ve buna dair üç hadisi örnek olarak zikretmiştir.
Açıkça görüldüğü gibi, hadislerin üçü de bizzat Hz. Peygamber’in ağlamasıyla ilgilidir. Birinci hadiste Hz. Peygamber, büyük bir ihtimalle hicretin ilk yıllarında, hasta olduğu için bir grup sahabı ile birlikte ziyaretine gittiği Medineli büyük sahabı Sa’d İbni Ubade’nin halini görünce ağlamıştır. İkinci hadiste vefat etmek üzere olan torununu kucağına alınca ağlamış; üçüncü hadiste de oğlu İbrahim’in vefatı üzerine gözyaşlarını tutamamıştır.
Birinci hadiste, tasada ve kıvançta kendisini takip eden sahabılerin kendisine bakarak ağladıklarını görünce, onlara durumu açıklamış ve
“Bilir misiniz, gerçekten Allah, gözyaşı ve kalbin elemi sebebiyle kişiye azap etmez. Fakat - dilini işaret ederek- bunun yüzünden azap eder veya bağışlar” buyurmuştur. Efendimiz bu sözleriyle, asıl dikkat edilmesi gerekli olan konunun, kalbin hüzünlenmesi, gözlerin nemlenmesi ya da doluvermesi değil, ağızdan çıkacak sözler olduğunu ortaya koymuştur. Hakikaten, ölüm gibi felaketler karşısında birçok kimsenin, ağzından çıkanı kulağının duymadığı görülegelmektedir. O anda söylediği sözlerin, üzüntüsünü ifade etmekten öte pek tehlikeli noktalara uzandığını, hatta imana dokunan manalar taşıdığını kestiremeyen insanlar pek çoktur. İşte Hz. Peygamber, sevinirken de üzülürken de kendisini takip etmeyi hayat tarzı olarak seçmiş ve benimsemiş olan yakın dostlarına, ağızdan çıkacak sözler dolayısıyla azap da rahmet de görülebileceği gerçeğini hatırlatmaktadır.
Eğitim ve öğretimde, telkin ve irşatta en uygun zamanı kollama, yeri geldiğinde gerekli bilgilendirmeyi yapma bakımından dikkat çekici olan hadisimiz, özellikle felaket hallerinde dile sahip çıkma konusunda fevkalade önem arzetmektedir. Bir felaketi, daha başka felaketlere sebep kılmamak, ancak dile hakim olmakla mümkündür.
İkinci hadiste Hz. Peygamber’in, ölüm halindeki torununu kucağına aldığı zaman gözyaşlarını tutamadığını görüyoruz. Sad İbni Ubade Hz. Peygamber’e, “bizlere sabırlı olmayı, ağlamamayı tavsiye ettiğiniz halde şimdi siz mi ağlıyorsunuz?” diye soruyor. Bunu sorarken o, sessiz sedasız ağlamakla, bağırıp çağırarak ağlamanın farkını herhalde bilmiyordu. Bunun üzerine Hz. Peygamber, “Allah’ın, kullarının kalbine koyduğu bu acıma duygusu, rahmettir. Allah, acımasını bilen kullarına merhamet eder” buyurmak suretiyle ölüye ağlamanın tabiı olduğunu, bağıra-çağıra yaka-paça yırtarak ağlamanın doğru olmadığını anlatmış, ayrıca ağlamanın mutlak bir zaaf işareti değil, merhamet alameti olduğunu belirtmiştir.
Üçüncü hadisten, henüz bir buçuk yaşında iken vefat eden oğlu İbrahim’in ölümü üzerine Hz. Peygamber’in gözlerinin yaşla dolduğunu öğreniyoruz. Bu defa da Abdurrahman İbni Avf, hayrete düşüyor ve “Ey Allahın Resulü! Siz de mi ağlıyorsunuz?” diye soruyor. Efendimiz ona da hemen hemen aynı cevabı veriyor ve “Bu hal şefkat eseridir. Göz yaşarır, kalp hüzünlenir” buyuruyor. Sonra da “Biz ancak Rabbimiz’in razı olacağı sözleri söyleriz” buyurmak suretiyle, ağlarken kadere rızasızlık anlamına gelecek her hangi bir söz söylememeye dikkat etmek gerektiğini bildiriyor. En sonunda da oğluna hitaben “Ey İbrahim! Seni kaybetmekten biz gerçekten üzgünüz” buyurmak suretiyle hislerini ifade ediyor.
Dinimiz, felaket ve musibetler karşısında hiç etkilenmemiş gibi davranılmasını asla istememektedir. Bu gayri tabiılik olur. İnsan yapısının tabiı sonucu olan üzüntü, keder, gözyaşı gibi tepkileri ya da belirtileri normal karşılamakta, hatta bunları şefkat ve merhamet duygularının tezahürü olarak kabul etmektedir. Ancak her konuda olduğu gibi burada da itidal dışına taşılmasını, çığlık atarak, yaka-paça yırtarak, daha doğrusu biraz da gösterişe ve desinlere kaçarak ağlanmasını tasvip ve tecviz etmemektedir. Zira böyle bir tavır ölü için değil, çevredeki diriler için ağlamak olur.
Böylesi gösteri niteliği taşıyan tavır ve davranışlardan Müslümanların uzak kalması, sevinirken de üzülürken de kalbine, diline ve davranışlarına sahip ve hakim olması gerekir.
Hadislerden Çıkarılacak Dersler
Niyaha yani bağıra-çağıra ağlamak, ağıt yakmak haramdır.
Sessizce dökülecek gözyaşı, kalpteki şefkat ve merhametin göstergesidir.
Peygamber hüznü ve elemi ile de ümmetine örnektir.
Ölen kimsenin ardından gözyaşı dökmekte hiç bir sakınca yoktur.
Kaynak: Riyazüs Salihin, Erkam Yayınları
İslam ve İhsan